⏱ Tahmini Okuma Süresi: 6 dakika ⏱

Türkiye’nin ilk Pro Ironman’ı Elit Triatlet Zülfü Karabulut, bu hafta Yarış Bul’un konuğu oldu.

Spora başlama yıllarından bahseden Zülfü Karabulut, ‘’Benim çocukluk hayatım Elazığ’ın Karakoçan ilçesine bağlı Kızılpınar köyünde geçti. 12 yaşına kadar bu köyde yaşadım. Babam da köy işleriyle uğraştığından dolayı hayvancılık olsun, çiftçilik olsun ben de babama yardımcı olurdum. Çocukluğumda hep derelerde, tepelerde oynardık. Okul hayatımızda veya günlük yaşantımızda uzun atlamalarda, kısa ve uzun mesafe koşularda arkadaşlarımızla yarışırdık. Köy ortamında kim iyi koşar? Kim iyi atlar? Birbirimize kanıtlamaya çalışırdık. Ortaokul döneminde arkadaşımın tavsiyesiyle basketbola başladım. Basketbolu bir iki ay yaptıktan sonra ısınamadım. Güreşi denedim o da olmadı. Köy hayatına alışık olduğum için salon ortamına alışamadım. Aynı arkadaş meğer atletizmle uğraşıyormuş. Bana bir gün ’Zülfü gel koşalım.’ dedi. Önce atmalar sonra atlamalarla başladım. 1998 yılında cirit atma ve yüksek atlamada Türkiye 4.sü oldum. Bu dereceleri yaptıktan sonra koşuyla beraber atletizm hayatım başladı.’’ dedi.

Bir gününden bahseden başarılı triatlet, ‘’Sabah 5’te kalkıyorum. Sabahın köründe okula giden bir öğrenciyi evinden alıyorum. Havuza götürüyorum, orada antrenmanı anlatıyorum. Yaptıracağım antrenmanı iyi bir şekilde kendisine anlattıktan sonra antrenmanı başlatıyorum. Geri dönüşleri aldıktan sonra sporcumu okula bırakıyorum ve benim iş mesaim başlıyor. Bu sene hem Ironman hem de federasyon yarışlarına katılacağım. Hem kendime hem de işlerime bu şekilde mesai harcıyorum. Gençlik Spor’da antrenörüm. Kulüple ilgili işlemler oluyor. İşler hiçbir zaman bitmiyor. TOHM Antrenörü olduğum için seminerler, toplantılar oluyor. Bunlar günümün ¼’ünü alıyor.’’ dedi.

‘’Sabahtan akşama kadar yaptığım bütün her şeyi düşünüyorum. Bu yoğun tempoya ayak uydurmam sporcu olmamdan kaynaklanıyor. Beslenme ve sporun getirdiği hem fiziksel hem de mental güç, beni psikolojik olarak ayakta tutuyor. Bazen sporcularla bazen velilerle sorunlar yaşıyoruz. Antalya’da yüzme havuzumuz yok ve bu nedenle problem yaşıyoruz, bisiklet ve koşu antrenmanlarında yağmur yağdığı zaman sorun yaşıyoruz. Bazı ekonomik sebeplerden dolay her sporcu trainer alamıyor Genel olarak hepsinin üstesinden gelmeyi de yaptığımız spora bağlıyorum.’’

‘’TRİATLONA EŞDEĞER SPOR DALI YOK’’

Triatlon kadar zorlayıcı bir spor dalı olmadığını vurgulayan Karabulut, ‘’Triatlon gibi bir spor dalı yok. İşin içinde yüzme, bisiklet, koşu var. Modern pentatlon diyebilirim fakat bu sporda antrenmanları ve yarış esnasındaki disiplinleri farklı zamanlarda yapıyorsunuz. Maraton koşmuş birisi olarak yine aynı kategoriye koyamayız. Çünkü maraton koşan birisi, iyi koşucudur. Sadece bir özellikten bahsedebiliriz. Triatletin üç özelliği olmak zorunda, iyi yüzücü, iyi bisikletçi, iyi koşucu…

İlk Triatlon Antrenmanı Nasıl Yapılır?

‘’2002 yılında Türkiye Kros Yarışmaları’na katıldım. Fırat Üniversitesi Makine Teknikerliği Bölümü’nde okurken birçok yarışa katıldım. Oradan mezun olduktan sonra Gazi Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi’ne başladım. 2004 yılının sonunda atletizmi tamamen bırakıp bisiklet sporuna başladım. Doğa turları düzenlediğimiz dönemlerde benim bisiklet sürme konusunda iyi olduğumu söyleyen arkadaşlarım ‘Seni yönlendirelim.’ dediler ve beni Ahmet Akyürek adında eski milli sporcu ve antrenöre yönlendirdiler. Ben de yanına gittim ve bir yıl içerisinde milli takıma geçtim. Benim bisiklet serüvenim 2008 yılına kadar böyle devam etti. O yıl Cumhurbaşkanlığı Bisiklet Turu’nu kazandığım halde ferdi sporcu olduğum için beni tura almadılar. Ben de bunun torpille döndüğünü biliyordum. Ferdi sporcu olduğum için hiçbir zaman destek alamadım. O dönemin federasyon başkanı dahil herkesin hak yediği bir dönemden bahsediyoruz ve söylemek istediklerimi federasyona ileterek bisikleti bıraktım.’’ 

‘’Geçtiğimiz günlerde dağ bisikleti yarışına katıldım ve birinci oldum. O kadar özlemişim ki uzun zamandır parkura çıkmıyordum. Devamlı bulunduğun bir ortamdan neredeyse 10 yıldır uzaklaşmışsın ve bu acı veriyor. Çünkü ayrılma şeklin çok farklı. Almanya, Rusya ve daha birçok profesyonel takımlardan teklifler geldi fakat ekonomik olarak güçlü değildim.’’

‘’GEÇMİŞ FEDERASYONLARLA SIKINTILARIM OLDU’’

‘’Türkiye’de hak yeme olayı tamamen kulüplerin, sporcuları dışında diğer sporcuları görmezden gelmesiyle alakalı bir durum. Bu yönde çok büyük haksızlıklara uğradık ve hala uğramaya devam ediyoruz. Türkiye’de bu durum sporun kanayan bir yarası. Ferdi sporcu kenarda çok başarılı olabilir fakat kulüp sporcusu değilseniz, kişiler, başkan olmak için kulüplere yaptıkları yardımlardan dolayı kulüp sporcularını görmezden gelemiyorlar. Ferdi sporcu ne kadar başarılı olursa olsun bir kulübü yoksa benim de yaşadığım gibi hakkı yeniyor. Benim bununla ilgili geçmişte gerek Bisiklet Federasyonu gerekse Triatlon Federasyonu’nda oldukça sıkıntılarım oldu.’’

‘’FEDERASYONLAR FERDİ SPORCULARA YARDIMCI OLMALI’’

‘’Bir kulübün oy sayısı fazlaysa sporcuların başarılı olmasına gerek yoktu. Direkt onu alırlardı. Şu an görevde olan Federasyon Başkanımızın bu düşüncede olmaması ve bir eğitmen olarak bu işin içinde kalması, yönetime oynamak için bu bürokrasiyi kullanmaması bizim açımızdan çok çok iyi. Bir ferdi sporcu başarılıysa federasyonların görevi, ona yardımcı olup, kulüp bulma konusunda sporcuya ön ayak olmaları gerektiğine inanıyorum.’’

‘’BAŞARILI SPORCU YETİŞTİREMİYORUZ’’

Teorik eğitimin önemine vurgu yapan Zülfü Karabulut, ‘’Federasyonlarda ve kulüplerde en eksik gördüğüm taraf, teorik olarak eksik olduğumuzdan dolayı sporcu yetiştiremiyoruz. Eğer başarılı, genetik yapısı sağlam, bu işe fiziksel olarak elverişli sporcular varsa teorik olarak desteklemek gerekiyor. Koşu mekaniğini bilmeyen bir sporcu nasıl koşacak? Çok yetenekli olabilir fakat o hızda ne şekilde koşması gerektiğini ancak teoriyle anlatabilirsiniz. Bunu videolarla destekleyerek, teknik görsellerle yapabilirsiniz. Bisiklet ve yüzme de böyle. Biz teorik ve uygulamayı bir araya getiremediğimizden dolayı başarılı sporcu yetiştiremiyoruz. Federasyon tarafından gerçekleştirilen gelişim semineri gibi eğitimlerin artırılması gerekiyor. Bu konuda federasyon eminim birçok yol çizmiştir. Bunun biz antrenörler olsun, yöneticilerin olsun bir şekilde önünün açıldığını umuyorum. Bu konuda atılan adımlar haricinde artık yola çıkılması gerekiyor.’’ dedi.

‘’BALKAN ŞAMPİYONU OLACAĞIM DİYEN SPORU BIRAKSIN’’

‘’2024 Olimpiyatları’na gidecek yetenekte sporcularımız var fakat olimpik ruhu kendisinde barındırıp, o hedef doğrultusunda çalışabilecek sporcu yok. Evet, eğitim hayatı olabilir ama yabancı sporcularında ailesi, eğitim hayatı, arkadaş çevresi var. İsim vermeden söylemek istiyorum, gitme ihtimali gördüğüm bir iki sporcu var ama onların da hayatlarına büyük değişiklikler getirmesi gerekiyor. Sıradan sporcu gibi düşünmemeleri gerek. Türkiye ve Balkanlar’da kürsü yapmak ve egosunun tavan yapması sporcuyu hiçbir yere götürmez. Türkiye’deki genç nüfusla Balkan ülkelerinin genç nüfusunu karşılaştır, tüm Balkanları toplasan Türkiye’deki genç nüfus bile yapmaz. Bizim sporcularımızın balkanlarda tabiki derece yapmaları gerekiyor. Sadece Antalya bölgesindeki sporcuların gidip derece yapması gerekiyor. ‘Ben, Balkan Şampiyonu olmak istiyorum.’ diye bir kriteri varsa sporu bıraksın. Balkan Şampiyonu olmak için 7 – 8 ay düzenli olarak çalışan sporcu gider şampiyon olur. Önemli olan Avrupa’da derece yapmak.’’

‘’HAKEMLERİN KARARI ULUSLARARASI OLMAMIZI ENGELLİYOR’’

Ülkemizdeki organizasyonlarla yurt dışı organizasyonları kıyaslayan Karabulut, ‘’Ülkemizdeki yarışların yurt dışındaki yarışlardan farkı yok. Sadece hakemler konusunda bir serzenişim olacak. Hakemlerin verdiği yanlış kararlar bizim uluslararası seviyeye gelmemize engel oluyor. Eğer bir kural varsa onu uygulamak zorundasın. Bir sporcu dubanın kenarından geçmek yerine yanlış yerden geçerse bunun kararı diskalifiyedir. Sen bunu vermek zorundasın. Bu yüzme, bisiklet, koşu farketmez. Hepsi için geçerlidir. Bir yarışta doğru karar verilirken diğer yarışta yanlış kararlar verilebiliyor. Bir yarışta önlemler çok yoğunken diğer yarışta farklı olabiliyor. Örneğin, Didim’de insanlar parkura girerken Alanya’da böyle bir şey yok. Eğer bu konuda sorunları giderebilirsek, Türkiye’deki organizasyonlar yurt dışından iyi düzeyde diyebilirim.’’ dedi.

Hayalinden bahseden Karabulut, ‘’Bunu seneler önce sorsaydın hedefim Olimpiyatlar diyebilirdim. Artık yaşımız geçti ve bu şansı kaybettiğimi düşünüyorum. Ama isteğim Ironman seviyesinde ilk üç içerisinde olmak istiyorum.’’ dedi.

Gelecek sezon elit olarak yarışacağını belirten başarılı triatlet, ‘’Bu sene elit atlet olarak devam edeceğim. Ironman ve Triatlon Federasyonu yarışlarına katılacağım. Eğer yüzme konusunda yeterli seviyeye gelirsem elit olarak yarışlara katılmayı düşünüyorum.’’ dedi.

Yarış sonunda bazı sporcuların davranışlarından rahatsızlığını dile getiren Karabulut, ‘’Bazı yarışlarda birkaç yaş grubu sporcularının, M1, M2, M3’lerin bulunduğu bir ortamda yarış biter bitmez alkol alıp, üstüne üstlük şişeleri de yere atıp gitmek çok kötü bir durum. Bir sporcuya yakışmayacak davranışlar. Bizler, alttan yetişen sporculara örnek olmalıyız. Elinde alkol şişesiyle ve sigarayla finiş alanında dolanmak bir sporcuya asla yakışmıyor.’’ dedi.

Yaris Bul takipçilerine de mesaj yollayan Zülfü Karabulut, ‘’Sporu severek, bilerek, isteyerek yapmanızı istiyorum. Sadece bir fotoğraf çekmek için o işi yapmayın. Gerçekten bir sporcu profıliyle, başka sporculara örnek olacak şekilde davranın.’’ dedi.

Röportaj: Gürsel Üzal

Triatlon Konulu Diğer Yazılarımız İçin Tıklayın!
Gürsel Üzal
İçerik Yöneticisi - Proje Asistanı

Akdeniz Üniversitesi Radyo, Televizyon, Sinema Bölümü mezunu olan Gürsel Üzal, Antalya yerel radyolarında spikerlik ve TRT Antalya Radyosu'nda yapım asistanlığı yapmıştır. 5 sene boyunca Beşiktaşla Transfer'de Genel Yayın Yönetmenliği yapan Üzal'ın, Gençlik ve Spor Bakanlığı destekli Webrem adında deprem konulu kısa filmi de vardır.

Yorum Yap